Aşura Üzerine Düşünceler
Makale 3
“Andolsun On Geceye.” (Kur’an-ı Kerim, Fecr Suresi, 2. Ayet)
Tarihte öyle olaylar vardır ki, aradan yüzyıllar geçmesine rağmen unutulmazlar. Onları toplumsal hafızadan silmek için ne kadar yoğun çaba gösterilirse gösterilsin, insanlığın ortak vicdanında yaşamaya devam ederler. İnsan hafızası seçicidir; tarihin bazı sayfalarını korurken, bazılarını zamanın akışına bırakır. Bu seçicilik rastlantısal değildir; kendine özgü nedenleri vardır.
Muharrem ayı—özellikle ilk on günü ve bu günlerin zirvesi olan Aşura Günü—işte bu kalıcı tarihî hadiselerden biridir. Yüzyıllar önce meydana gelen Kerbelâ faciası, insan ruhu ve vicdanıyla böylesine derin bir bağ kurmamış olsaydı, çoktan tarihin tozlu sayfalarında kaybolup giderdi. Fakat tam tersine, onu anma geleneği her nesilde daha da güçlenmiş ve daha geniş kitlelere ulaşmıştır.
Tarih boyunca çeşitli yönetimler Aşura merasimlerini yasaklamaya veya sınırlandırmaya çalışmıştır. Ancak hiçbir girişim bu geleneği tamamen ortadan kaldıramamıştır. Zaman zaman bu merasimlerin görünürdeki canlılığı azalmış olsa da, insanların ona duyduğu manevî bağlılık varlığını korumuştur. Bu bağlılık yalnızca duygusal değil; aynı zamanda derin tarihî ve manevî temellere dayanmaktadır. Bu nedenle, Aşura’yı yasaklamaya yönelik girişimler çoğu zaman beklenenin aksine sonuç vermiş; halkın ilgisini ve bağlılığını daha da güçlendirmiştir.
Ahlakî ve manevî değerlerin giderek hayatın dışına itildiği günümüz dünyasında, Aşura mirasını ve İmam Hüseyin mektebini korumak büyük bir sorumluluk gerektirmektedir. Çünkü bu mektep yalnızca bir matem geleneğini değil; kapsamlı bir ahlak anlayışını, güçlü bir iman bilincini ve bütüncül bir dünya görüşünü temsil etmektedir.
Günümüzün bilgi ortamı çoğu zaman yüzeysel, sadeleştirilmiş ve eğlence merkezli bir yaşam anlayışını teşvik etmektedir. Böyle bir atmosferde derin manevî değerleri muhafaza etmek her geçen gün daha da zorlaşmaktadır. Buna rağmen Aşura geleneği varlığını sürdürmekte ve yeni nesillere ilham vermeye devam etmektedir.
Modern insan olayları akıl, delil ve eleştirel düşünce süzgecinden geçirerek değerlendirmeye eğilimlidir. Bu sebeple Aşura’nın mesajı yalnızca duygusal yönüyle değil; ilmî araştırmalar, eğitim ve düşünsel analizler aracılığıyla da ortaya konulmalıdır. Aksi takdirde bu büyük hadisenin gerçek anlamı tam olarak kavranamayabilir.
Kerbelâ hadisesi, zahirî ibadetlerin tek başına insanı hak yolunda tutmaya yetmeyeceğini açıkça göstermektedir. Kerbelâ gününde her iki tarafta da ibadet eden insanlar vardı; ancak onları birbirinden ayıran şey ibadetleri değil, olaylara bakış açıları ve düşünce dünyalarıydı. Bozuk bir düşünce sistemi, görünüşte salih olan amelleri bile yanlış bir yöne sevk edebilir.
Bugün de benzer örneklerle karşılaşmaktayız. Din adına işlenen yanlışların kaynağı dinin kendisi değil; dinin çarpıtılmış yorumları ve sağlıksız düşünce biçimleridir. Bu nedenle asıl mesele yalnızca insanın yaptığı fiiller değil, o fiilleri doğuran zihniyet ve düşünce yapısıdır.
İnsanın düşünce temeli sağlam olduğunda davranışları da doğal olarak doğru bir istikamete yönelir. Bu sebeple sağlıklı bir düşünce inşa etmek, dinî ibadetlerin yerine getirilmesi kadar önemli, hatta en az onun kadar dikkat gerektiren bir sorumluluktur.
Aşura olayları aynı zamanda tarihin insan eliyle nasıl çarpıtılabileceğini de göstermektedir. O dönemde birçok insan hakkı batıl, batılı ise hak olarak görmeye başlamıştı. Bu acı tersine dönüşün temelinde dinin yanlış sunulması ve yanlış anlaşılması yatıyordu.
Kerbelâ faciası, hak din ile onun sahte temsilleri arasındaki ayrımı ortaya koyan tarihî bir dönüm noktası olmuştur. İmam Hüseyin kıyamıyla yalnızca tarihî bir zulmü ifşa etmemiş; aynı zamanda düşünce ve vicdan alanındaki derin bir krizi de gözler önüne sermiştir. O, İslam’ın hakiki değerlerini yeniden görünür kılmış ve en azından kalpleri manevî gaflete düşmüş insanların bir kısmını uyandırmayı başarmıştır. Bugün İmam Hüseyin’i anmak ve onun mirasını yaşatmak, işte bu uyanışı sürdürmenin bir ifadesidir.
Yüce Allah’ın “Andolsun On Geceye” (Fecr Suresi, 2. Ayet) buyruğu hakkında İslam âlimleri farklı yorumlar yapmışlardır. Bazı Kur’an tefsirlerine göre bu ayette kastedilen, Zilhicce ayının ilk on gecesidir. Başka bir görüş ise bunun Ramazan ayının son on gecesine işaret ettiğini savunmaktadır. Üçüncü bir grup âlime göre ise ayette sözü edilen geceler, Aşura gecesini de içine alan Muharrem ayının ilk on gecesidir.
Bu farklı yorumlara rağmen bütün âlimlerin birleştiği temel nokta şudur: Ayette zikredilen bu on gece, Allah katında müstesna değere sahip mukaddes zaman dilimleridir. Çünkü Allah Teâlâ ancak büyük önem taşıyan şeyler üzerine yemin eder. Bu gecelerin kutsiyeti onların manevî değerini artırmakta ve müminin iç dünyasında derin izler bırakmaktadır. Bu bakımdan, Aşura’ya ulaşan Muharrem ayının ilk on gecesi de bu mübarek geceler arasında değerlendirilebilir.
Namig Babakhanov