Korunan Kitap: Tahrif İddialarına Açıklık (Dini Araştırma)

Bu yazıda, Kur’an’ın tahrif edildiğine dair ileri sürülen iddialara cevap vererek konuya açıklık getirmeye çalışacağız. İthamların tarihî kökeni, metodolojik zayıflığı ve büyük âlimlerin bu konudaki açık tutumu kısa ve anlaşılır bir şekilde sunulacaktır. Amacımız, şüpheleri gidermek ve mesele hakkında net bir kanaat
oluşmasına katkı sağlamaktır.
Kur’ân-ı Kerîm’in tahrif edildiği iddiası hiçbir kelâm ekolü tarafından kabul edilmemiştir ve bütün İslam âlimleri bu konuda ittifak hâlindedir. Ne yazık ki bazı yanlış anlamalar veya ilmî çalışmalarda ileri sürülmüş ferdî görüşler zamanla, bilinçli ya da bilinçsiz şekilde, “Kur’an’ın tahrifi” iddiası olarak sunulmuştur.
Özellikle bazı Ehl-i Beyt âlimlerinin bu iddiayı savunduğu ileri sürülmektedir. Bu konu zaman zaman gündeme getirilmiş ve bazı durumlarda Şiî mezhebini itibarsızlaştırma amacıyla öne çıkarılmıştır. Ancak meselenin özüne bakıldığında, genel anlamda böyle bir mezhebî tutumun mevcut olmadığı açıkça görülmektedir.
Sadece ilmî tartışmalar çerçevesinde dile getirilen farklı görüşler arasından bir veya birkaç âlimin kanaati abartılarak genel görüş gibi takdim edilmiştir. Başta da belirttiğimiz gibi, hiçbir İslam mezhebi veya kelâm ekolü Kur’ân-ı Kerîm’in tahrif edildiğini iddia etmez. Aksine, bütün Müslümanların ortak kanaati şudur ki Kur’an tahrif edilmemiştir ve korunmuştur. Ayrıca bütün mezheplere mensup Müslümanlar aynı Kur’an’ı kullanmaktadır ve bu, Peygamber’e indirilen kitabın aynısıdır: Ne eksiltilmiş, ne artırılmış ne de değiştirilmiştir.

Bu asılsız ve çirkin iddiayı yayanlar çoğu zaman meselenin mahiyetini tam olarak bilmemekte ve konuyu ilmî ölçülerden uzak bir şekilde ele almaktadırlar. Herhangi bir mezhebin bu tür ithamlarla hedef alınması ise genel olarak İslam’a ve Müslümanlara zarar vermektedir. Özetle, aşağıda bu iddiaların temelsiz olduğunu ve hakikate dayanmadığını izah edeceğiz.

Bununla birlikte, Kur’an’ın farklı rivayetlere dayanan okuma şekilleri (kıraatler) mevcuttur. Harekeler ve telaffuz bakımından bazı farklılıklar bulunmaktadır ve bunlar bütün mezhepler tarafından kabul edilmektedir. Bu farklılıklar tahrif olarak değerlendirilmez. Burada “tahrif” ile kastedilen, Kur’an’ın kelime ve lafızlarının değiştirilmesi, eksiltilmesi veya çoğaltılmasıdır; yoksa anlam bakımından te’vil edilmesi değildir. Ayetlerin yorumlanması ve te’vili zaman zaman farklılık gösterebilir ve bu durum tahrif sayılmaz. Kur’an her zaman te’vile (yorumlamaya) ve tefsire (açıklamaya) açık olmuştur.
Konu Ehl-i Beyt mezhebine, özellikle İmamiyye ekolüne ve Caferî fıkhının mensuplarına nispet edildiği için, bu yolun büyük âlimlerinin görüşü ayrı bir önem taşımaktadır. Zira bu âlimlerin tutumu, söz konusu mezhebin resmî görüşü olarak kabul edilir. Şeyh Sadûk’tan Şeyh Müfîd’e, Ayetullah Ebu’l-Kasım Hûî’den Ayetullah Meraşî Necefî’ye kadar; Bağdat ve Şam ekollerinden Necef ve Kum havzalarına kadar bütün büyük Ehl-i Beyt âlimleri, Kur’an’ın tahrif edilmediğini açıkça ifade etmiş ve bu görüşlerini delil ve urhanlarla temellendirmişlerdir. Bu, kabul edilmiş ve yerleşmiş görüştür.
Şimdi ise tahrif iddialarının hangi âlimlere nispet edildiğini kısaca sıralayarak konuya açıklık getirelim. Bu iddialar, hicrî III. yüzyılda yaşamış olan Ali b. İbrahim el-Kummî’ye nispet edilmektedir. Ona ait “Tefsîru’l-Kummî” adlı bir eser bulunmaktadır. İmam Hasan el-Askerî döneminde yaşadığı belirtilmektedir. Bazı
çevreler, onun kitabına dayanarak Kur’an’ın tahrif edildiğine dair rivayetlerin bulunduğunu iddia etmişlerdir.
Doğrudur; bu tefsir, rivayetlere dayalı olarak kaleme alınmış bir eserdir. Ancak âlimler, söz konusu kitapta zayıf ve güvenilir olmayan rivayetlerin de bulunduğunu ifade etmişlerdir. Ayrıca eserin bütünüyle ve eksiksiz biçimde Ali b. İbrahim el-Kummî tarafından yazıldığı kesin olarak ispatlanmış değildir; bazı âlimler bu nispeti kabul etmemiştir.

İşte bu sebeple sonraki dönemlerde, bu eserde yer alan sahih rivayetler ayrıca derlenerek müstakil tefsirler hâlinde sunulmuştur. Seyyid Hâşim el-Bahrânî’nin kaleme aldığı “el-Burhân”, Feyz Kâşânî’nin yazdığı “es-Sâfî” ve Abdülali Cuma el-Huveyzî’nin yazdığı “Nûru’s-Sekaleyn” adlı tefsirler bu kabildendir. Eğer söz konusu eserdeki tüm rivayetler sahih kabul edilseydi, onların ayrıca seçilip yeniden tasnif edilmesine ihtiyaç duyulmazdı.
İkinci olarak adı anılan kişi, hicrî III. yüzyılda yaşamış Ahmed b. Muhammed es-Seyyârî’dir. Ona ait “el-Kırâât” adlı eser bu konuya tahsis edilmiştir. Ancak buradaönemli bir husus vardır: Bu şahsın hangi mezhebe mensup olduğu kesin olarak bilinmemektedir. Ricâl âlimi Neccâşî, onu güvenilir olmayan ve fasık bir kimse olarak nitelemiş, rivayetlerine itimat edilemeyeceğini belirtmiştir. Bu bakımdan onun naklettiği bilgiler, ne Ehl-i Beyt mezhebinin ne de herhangi bir mezhebin görüşü olarak kabul edilebilir.
Aynı dönemde yaşamış olan Şeyh Kuleynî’ye yöneltilen ithamlar ise, “el-Kâfî” adlı eserinde geçen “17 bin ayet” rivayetiyle ilişkilendirilmiştir. Ancak Ehl-i Beyt âlimleri defalarca bu rakamın mevcut yazma nüshalarla örtüşmediğini ve ilk baskılarda meydana gelen bir hatadan kaynaklandığını belirtmişlerdir. Aslında
merhum Kuleynî’nin “7 bin ayet” ifade etmiş; sehven 17 bin şeklinde kaydedilmiştir.
Bu konuda en çok tartışılan isim ise “Müstedrekü’l-Vesâil” ve “İnci ve Mercan” eserlerinin müellifi Muhaddis Nûrî’dir. Kendisi XIX. yüzyılda yaşamıştır. “Faslü’l- Hitâb fî Tahrîfi Kitâbi Rabbi’l-Erbâb” adlı eserinde bu meseleye dair rivayetleri toplamış ve bu rivayetlerin doğru olabileceğini ihtimal çerçevesinde ileri sürmüştür.
Söz konusu eser, İslam dünyasında ciddi itirazlara yol açmış ve Ehl-i Beyt âlimleri tarafından sert bir şekilde eleştirilmiştir. Günümüze kadar onun bu görüşü reddedilmiş olup, fikirlerine karşı yaklaşık yüz kadar reddiye ve tenkit eseri kaleme alınmıştır. Şunu da belirtmek gerekir ki, bu konuyla ilgili rivayetler yalnızca Şiî kaynaklarda değil, Sünnî kaynaklarda da mevcuttur. Hatta “Sahih Buhari” ve “Sahih Müslim”
gibi eserlerde dahi benzer içerikli rivayetler yer almaktadır. Şiî ve Sünnî âlimlerinin, ayrıca İslam ümmetinin genel kabulüne göre, bu rivayetlerin bir kısmı zayıftır ve kendilerine güvenilemez. Bir kısmı ise tamamen uydurma hadislerdir ve bu nedenle reddedilmiştir. Bazı rivayetler ise lafzî değil, mecazî anlam
taşımaktadır; yani Kur’an’ın te’vili ve yorumuyla ilgilidir. Kur’an’ın te’vili — ayet ve kelimelerin derin anlamlarının açıklanması — başlı başına ilmî bir konudur.
Tarih boyunca farklı te’vil ve yorumlar ortaya konmuş, zaman zaman hatalıanlamlandırmalar da yapılmıştır. Bu tür durumlara bazı çevreler tarafından “tahrif” adı verilmiştir. Oysa burada söz konusu olan metnin değiştirilmesi değil, anlamın
farklı yorumlanmasıdır. Bu tür durumlar günümüzde de mevcuttur. Ancak Kur’an’ın eksiltilmesi, çoğaltılması veya değiştirilmesi anlamında bir tahrif, hiçbir mezhep tarafından kabul edilmemekte ve böyle bir inanç bulunmamaktadır. İslam kelâm ekolleri arasında Kur’an’la ilgili başka ihtilaflı konular da vardır.
Örneğin Kur’an’ın hâdis (yaratılmış) mı yoksa kadîm (ezelî) mi olduğu, Kur’an’da muhkem ve müteşabih ayetlerin varlığı, ayetlerin lafzî (literal) mi yoksa mecazî anlamda mı anlaşılması gerektiği gibi meseleler tartışma konusu olmuştur. Ancak Kur’an’ın metin bakımından tahrif edilmediği hususunda bütün ezhepler ittifak hâlindedir. Şimdi büyük Şiî âlimlerin Kur’an’ın tahrif edilmediğine dair görüşlerine değinelim:
Şeyh Sadûk, “el-İtikadât” adlı eserinde şöyle yazar: “Bizim inancımız şudur ki, insanların elinde bulunan Kur’an, Allah’ın Hz. Muhammed’e indirdiği kitaptır ve bundan başka bir Kur’an yoktur.”
Şeyh Müfid, “el-Makalât” adlı eserinde Kur’an’ın değiştirildiği iddiasını kesin bir dille reddeder.
Seyyid Murtaza Âlemü’l-Hüda, “el-Mesâil” adlı eserinde naklî ve aklî delillerle Kur’an’ın tahrif edilmesinin mümkün olmadığını temellendirir ve bunun imkânsızlığını açıklar.
Şeyh Tûsî, “et-Tibyân” tefsirinin mukaddimesinde şöyle der: “Kur’an’ın tahrif edildiği iddiasının delilleri zayıftır ve reddedilmiştir.”

Ahund Horasânî ise “Kifâyetü’l-Usûl” adlı eserinde usûlî prensipler çerçevesinde tahrifle ilgili rivayetlerin güvenilir olmadığını ortaya koyar.
Çağdaş âlimlerden Ayetullah Muhammed Hâdî Mârifet, “Siyânetü’l-Kur’an mine’t-Tahrif” adlı eserinde bu konuyla ilgili olduğu iddia edilen bine yakın hadisi toplamış ve incelemiştir. Tekrar eden, zayıf ve güvenilir olmayan rivayetleri ayıkladıktan sonra yaklaşık 200 civarında rivayetin kaldığını belirtir. Daha sonra
bu rivayetleri konu başlıklarına göre tasnif ederek, hiçbirinin Kur’an’ın metin bakımından tahrifine delalet etmediğini ortaya koyar. Bu rivayetlerin bir kısmı Kur’an’ın te’viliyle (yorumuyla), bir kısmı kıraat farklılıklarıyla, bir kısmı ise nüzul sebepleriyle ilgilidir.
Sonuç olarak kesin bir şekilde ifade edilebilir ki, Kur’an’ın tahrif edildiği iddiası hiçbir kelâm ekolü tarafından kabul edilmemiştir. Sözü hüccet sayılan hiçbir muteber din âlimi böyle bir iddiayı benimsememiş ve resmî olarak hiçbir mezhep bu görüşü savunmamıştır. Bu iddia, mezhepler arasında ihtilaf çıkarmak ve ayrılık oluşturmak isteyenler tarafından ortaya atılmış asılsız bir ithamdan ibarettir.

Namiq Babahanov
İlahiyatçı
Şubat – 2026